1908’de Meşrutiyet’in ilanından sonra sureta hürriyete kavuşan fikir dünyası, imamesi kopuk
bir tesbih gibi dağılırken, tanelerden bazıları aşırı Türkçü meyilleriyle Türkçülüğü aşarak
Moğolluğa, daha doğru tabirle Moğolculuğa kadar uzanır. Bu dönemde kurulan bazı
cemiyetlerin üye kayıtlarında, “Cengiz Han’ın mukaddes yasasına yemin ederim ki…” diyerek
antlar içilir, o cemiyetler tarafından aynı meşrepte manifestolar yayımlanır.
İşte tam bu noktada gelenekçi değil gelenek ...