“Karnımızdan, gövdemizden aşıp hayata bulaşan bir şey
var! Renkli, parlak, akışkan, her yere girebilen bir şey.
Kulaklarımızı çınlatan dedikodular yok, sürüp giden
uğultular var. Fırtınaların biriktirdiği kum tepeleri, çöl
çiçekleri ve satranç... Bunlar yok. Tuvaletler var, sidikler, cam
güzelleri, kemirgenler, kazıcılar, didikleyenler, salınanlar,
cıva var. Kalbim yok, gırtlağım var. Fizik yok, alegori var.
Ritim yok, atış var. Hap var, satanik bir kavga var. ...