bu, onların hikâyesi; hayatla anlaşamayan insanların. yaşamlarının içinde eğreti duranların;
hayatı, sandalyeye bıraktıkları ceketi her an alıp gidiverecek gibi yaşayanların. onların varlıkları,
mekânlara ve ilişkilere tam olarak yerleşmez; yaşamları, tutunacak bir alan olmaktan çok, kısa
süreliğine uğranan bir bekleme odası gibidir. kendini sık sık hissettiren ölüm düşüncesi de bir son
gibi değildir; aksine, bu eğreti hâlin mantıksal devamı gibi sessizce gezinip durur; var o ...